'bir çeşit kız tavlama aracı olarak küçük prens' çok yakında bayilerde
Temmuz 6th, 2010kimisi ile vakit geçirmek eğlenceden çok işkence gibi.
arkadaşlarımdan söz ediyorum. yaşlarımız yirmibeşi geçince fikirlerimiz artık iyice oturacak ve daha aklı başında muhabbetler edeceğiz diye umuyordum. oysa ki fikirleri yerleşmiş kimi arkadaşlarım ‘ah birisi ne düşündüğümü sorsa da içimi döksem, karşımdakini ezsem, canını yaksam’ hissiyatındalar. yazık.
mesela böyle toplanmış muhabbet ediyorsunuz, birisi bir şeyden bahsediyor ya da birisi yeni bir kıyafet giymiş ya da birisi bir kitaptan bahsediyor beğeni ile o sırada bir diğeri o güler yüzlü arkadaşının hevesini baltalayacak cümleleri ardarda söylemeye başlıyor, anında bozuyor ve kırıyor farkında olmadan. belki de farkında olsa bile bundan rahatsız olmadan.
mesela biz normalde tatil için antalya’yı tercih etmeyiz. ama bir arkadaşımız neşeli sesi ile ‘haftasonu antalya’ya gidiyoruz ya’ derse ne deriz? ‘aa öyle mi? çok sevindim senin adına’ gibi bir şeyler diyebiliriz. böyle demek yerine ‘antalya’ya mı? ıyy! orası concon mekanı ya. oraya taile mi gidilir? ben asla gitmezdim’ dersek bunda iyi niyet yoktur. bunda olsa olsa kendini önemseme vardır. ‘yavrum sen konuşuyorsun ama ilgilenmiyorum. öenmli olan ben ve benim düşüncelerimdir’ demektir biraz da bu ve hiç hoş değildir. allah iyi etsindir.
işte bunlara dayanamıyorum. ve zaman zaman acaba ben de böyle davranıyor muyumdur diye endişe duyuyor, daha az konuşuyorum. ve böyle olunca da sık sık kendimi gözlemliyor, şaşırıyorum. yaşım ilerledikçe anneme benziyorum ben de. mesela en son farkettiğim benzerliğimiz ise çiçeklerle muhabbet olayı. tabi kuşak ve fıtrat farklılıkları nedeni ile biraz daha değişik zuhur ediyor bende bu huy. örneğin annem çiçeklerini sularken onlara ‘ah canım benim. anasının kuzusu vb.’ şeyler söylerken, ben kendimi saksılarla pazarlık yaparken yakalıyorum. yeni çiçek açmış saksıyı en güzel yere yerleştirip, yapraklarını severken, öbür saksıya dönüp, ‘çiçek açarsan eğer seni de onun yanına alırım. yoksa burda kalırsın’ gibi gözdağları verebiliyorum.
ayrıca balkona nane ektim, fasülye büyüdü. ne iş?
Geçmişte bugün...
- düşününce.. - 2006









Temmuz 6th, 2010 at 15:16
ses tonunda bir oktav hiddet, bir oktav da hayal kırıklığı mı var zü? bir de soruyorum,‘insan’ın olduğu yerde bolca var onlardan, daha fazlasından. yerkürede 6 küsur milyar insan canlısı varsa, şöyle kaba bir hesapla elde edeceğimiz rakam “üfff ki ne üffff”e tekabül eder. bunla baş edemezsin zü, üzülürsün. üzülme. çünkü yerkürede adına ‘ölmek’ dediğimiz derin bir suskunluk hali de var. ‘ölmek, kendine dönmek’ ise herkes kendine dönecek, istemese de doğru cevapları verecek. bu rahatlatıcı değil mi? değil mi?
daha az konuşmak derin suskunluğun egzersiziymiş meğer. insanın yaşı ilerledikçe annesine benzemesi de doğru nefes tekniği. bu yolla toksinler atılırmış bünyeden. öyleymiş.
taze fasulyenin yanına yapılan cacığın üstüne özenle yerleştirilmiş üç küçük yeşil nane yaprağı… anlayacağın, ince iş ;)
Temmuz 6th, 2010 at 16:30
zaman zaman çoğu insan yapıyor bu örneğini verdiğin olayı. ben de yapıyorum bazen. o an farkında olmuyor insan tabi de farkedince utanıyor öyle davrandığı için.
Temmuz 6th, 2010 at 16:34
yapmasın insanlar. bize yapılmasını istemediğimizi başkalarına yapmayalım. kendimizi bi halt sanmayalım. komik oluyor.
Temmuz 6th, 2010 at 16:36
pislik olsun diye böyle yapanlar da var ama çoğu insan farkında olmadan yapıyor. kırabileceğini düşünmeden. zaten düşünerek konuşsak hepimiz hüseyin hatemi olurduk :)