Nisan 16th, 2010
‘çocuklardan illallah’ dediğim günlere geri döndüm son birkaç gündür. neyse ki bu iş kısa sürüp geçen yılki gibi beni hayattan soğutmadı. yanlız tuhaftır, bu moddayken bile minik adımları ile yaya geçidinden pıt pıt pıt geçen ufak kız çocuğu gözlerimi yaşartabildi.
ve bir gözüm diğer bir gözümden küçük. iri göz iyidir. buralar nisan 2010. ama hala elle yazarken 20010 yazıyorum. ossun.
edit: bu yazının altında görünen ‘var-sayım’ linkini tıklasanıza. yorumları okusanıza. faruk u rahmetle ansanıza. onu özlemek de böyle göz yaşartıcı etkisiyle her gün peşimizde.
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başlıkla alakası olmayan yazılar, günlük maceralarımı dinle metin, halet-i ruhiye saptamaları, höykürüksü | yorum yok »
Nisan 13th, 2010
kadınların araba modellerini tiplerine göre ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye sınıflandırmasını komik bulan erkekler…
acaba bizim o halimizde kendinizden bir şeyler görüyor olabilir misiniz?
mesela kafası basmadığı aşikar kızları sırf çok güzeller diye tepenize çıkarmanız gibi bir şeyler?
gayet açık, höykürüksü, iğne sanatı | yorum yok »
Nisan 11th, 2010
kardeşim oğuz bugün eski adı ile öss yeni adı ile ygs ye girdi. dün akşam geç vakitte çıkıp gittiğini farkedince babama:
-oğuz nereye gitti?
-emre den bi kitap alacakmış?
-ne kitabı ya? kopya mı çekecek?
-cevap anahtarı heralde :)
bu sabah babam bizi okula yakın bir yerde bıraktı. biz de oğuz la eğlene eğlene okula yürüdük. yol boyunca elinde şaşalla heyecanlı gençler gördük.
oğuz sınavdan çıkana kadar bir yerde oturup cafcaf ın son sayısını okuyup ‘bunu pek beğenmedim’ dedim. tam sıkılmak üzereyken oğuz geldi ve sınavı bütün coolluğuyla şöyle özetledi:
-allah büyük zü…
ona az konuşuyor diye kızarken az ilerimizde duran oğlanın vicdanı ile arasında geçen şu dialoğu duyunca kardeşime olan sevgim katlandı:
-yaaa saçmasaçma sorular sormuşlar. zaten sınava beyoğlunda mı girilir. ben bizim evde olcam sanıyordum. üfff ya! matematikten iki soru çözdüm ama ikisi de doğru! kesin bu kez barajı aşıcam.
ama oğuzun coolluğu babama işlemedi tabi:
-nası geçti oğuz?
-allah büyük…
-iman etmek için sınava mı girmen gerekiyordu oğlum?
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, günlük maceralarımı dinle metin | yorum yok »
Nisan 9th, 2010
eminönü esnafına ‘bana alışsanız iyi olur’ demekle fazla ileri gittim sanırım. yahut da onlar ileri gittiler. bu sabah yani bugün sabah olurken mısır çarşısının çöpçüsü ‘ooo günaydın. yine mi sensin’ dedi.
başka şeyler de oldu bugün. epey geçenlerde mado da oturmuş çayımın gelmesini beklerken, çayımı servise hazırlayan kız garson oğlana şöyle buyurdu:
-üç numaralı masadaki yalnız bayanın…
bi kere çok sinirlendim. iki kere dönüp şöyle söylemek istedim:
-bir, bayan değil! iki, yalnız değil! üç, sizi döverim!
ama söylemedim. bugünse yine aynı semtte üstelik madonun hemen yanı başındaki köfteci ramiz de siparişimi beklerken, garsonlardan birisi diğerine teyit için şöyle sordu:
-şuradaki tek hanımefendinin mi?
gülümsedim hemen. çoğoşuma gitti. işte bu yaaa. işte bu! dili güzel kullanın gençler. çoğoşuma yazın belki eğlencesine ama öyle seslendirmeyin. ayrıca aferin o garsona ki evrende tek olduğumu, eşimin benzerimin olmadığını bir bakışta anladı.
sonra telefon çaldı. arayan kimdi dersin?
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, günlük maceralarımı dinle metin | yorum yok »
Nisan 3rd, 2010
merhaba, ben yağmur. balkanlardan geliyorum.
şaka şaka.
ben züleyhayım ve balkanlar olmasa da oraya çok yakın bir yerleşkede yaşıyorum ve bu sabah nasıl da az kalsın ölebileceğimi anlatmak için yazıyorum.
bu sabah evden çıkarken annem, “bari dua okuya okuya git. korkuyorum” diye uyardı zira sabah ezanı okunuyordu ve ortalık kapkaranlıktı. “aman yaaee” diyerek çıktım ve baktım ki sahiden ürkütücü bir hava hakim. durağa yürürken ezan henüz bitiyordu ve sokak köpekleri koro halinde ulumaya, havlamaya, sağa sola koşmaya başlamışlardı. bu hayatta bana en sevimsiz gelen evcil yaratık köpektir. hatta onların canavar olduklarını düşünüyor, içimde en ufak bir sevgi bile beslemiyor ve bu durumu ifade etmekten asla rahatsız olmuyorum zira sık sık köpek saldırılarına maruz kalmış bir bünyeye sahibim.-bir örneği için tıklayınız- hal böyle olunca o ulumalardan nasıl tırstığımı ve can havli ile bildiğim bütün duaları okuduğumu tahmin edebilirsiniz. etmeyin çünkü hepsini unutup şuna benzer şeyler söyledim:
“allaam, allaaam, sen yarattın bunları, ben napçam şimdi yaa, allam yardım et, allam yardım et, allam lütfen ya, lütfen…”
neyse ki o sırada camiye doğru birkaç cemaat yürümeye başladı ve köpekler onlara doğru koştular. fırsattan istifade edip kendime güvenli bir yer seçmeliydim ama ne mümkün. bi kere kocca meydan kapkaranlık, açık bir dükkan bile yok, hiçbir insan yok, buna rağmen tam 5 tane köpek var. yani ki bu hayvanlar isterlerse beni parçalar ve halkın bundan ibret alması için epey beklerlerdi çünkü gün ağarmak bilmiyordu. iyice umutsuzluğa ve korkuya bulanmam jandarma aracının içindeki askerlerin de uyukladığını farketmeme denk geliyor. köpekler saldırırsa aracın camını döver de uyandırıp yardım isterim diye düşündüm ama aracın hangi yanına geçsem köpekler ağır ağır yanaşıp çevreme tünüyorlardı. gözlerini bana dikip beni önce bakışlarıyla korkudan öldürüp öyle yiyecekmiş gibi bir hal takınıyorlardı.
saatime bakarak otobüsü getirebileceğime inanıyorken parkın ucunda bir ışık gördüm. börekçi tükanı ışıklarını yakmıştı, oleydi. oraya varaydım da otobüs gelince koşa koşa bineydim.
böyle düşünerek önce yavaş yavaş, ardımda hızlı köpek adımlarını duyunca hızlı hızlı, kulağı sağır edercesine havlayarak koşan beş köpek sesi işitince çığlığı basıp koşarak börekçiye doğru allah ne verdiyse uçtum. bu arada bileğimi burktum. çığlığımı duyan börekçi dışarı çıkınca ben hemen arkasına koşup ondan kibarca beni kurtarmasını istedim: “yardım ediiaan”
börekçi abi köpeklerin beşini de ustalıkla uzaklaştırdı: “hoşşt leynnn hoşşşttt”
sonra bana dönerek, “hanfendi bi su için çok korktunuz” dedi. ben o esnada hala nefes alabiliyor muyum diye kendimi yokluyordum. dönüp börekçiye teşekkür edecekken dükkanın aynasında bembeyaz çehremi, yaşlar dolu gözlerimi gördüm ve kendime: “yimbeş yaşındasın ağlarsan, fena olur” dedim.
tam o esnada zalim otobüs geldi ve son takatimle koşarak otobüse bindim. aradan yarım saat geçtiği halde ellerim titriyordu. bundan böyle bana “köpekler bi şey yapmaz, onlar da senden korkuyorlar, gözlerinin içine bakma” diyenlerin ağızlarının içine içine çakıp, onları pataklayarak kötekliycem.
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başıma neydi gelen, günlük maceralarımı dinle metin, höykürüksü | yorum yok »