Ocak 31st, 2008
aylardır görmediğim birini görmüş gibiyim. eğliyor, rahat bırakmıyorum.
yüzyüze bakmazken şimdi bana ne anlatırsa anlatsın ellerim çenemde dinlerdim diye düşünüyor,
zaten yüzyüzeysek de gözlerim capon çizgi film karakterleri gibi sevinçten çizgi şeklini alıyordu.
sanırım bu yemeğe tuz eklerken elinin ayarını bozmak gibi bir şey.
sevinçten ağlayacak, ‘anne şu adama bir şey sölesene’ diye şikayet edecek gibi oluyorum.
ama etmiyorum; çünkü annem bana küs.
işte ibrahim tenekeci bünyeme tüm bunları yaşattığı için ne kadar suçluysa, piyasada bulunmayan kitaplarını ortalığı birbirine katarak bulup bana gönderen ali abim de o kadar suçludur.
bir de kitabın kapağına ‘bunun bedelini ödeyeceksin’ dememiş mi?!!
kim ödeyecek acaba?
aslında teşekkür etmem gerekiyor ama hiç oralı olmuyorum.
*tabi ki tenekeci
kamuoyuna mâl olası olaylar | 15 yorum »
Ocak 30th, 2008
geçen beşiktaş meydanındaki camide çektiğim fotoğrafı flickrdaki hesaaabıma yükledim.
başlığa sinan paşa camii derken birden dün gece ki rüyamı hatırladım.
sıkı durun.
böööle beyaz sakallı yaşı 65-70 civarı bir amca bizim eve geliyor.
’sinan abi’ diyorum ‘yemek hazırlayalım mı yer misin?’
gülüyor felan derken muhabbet ediyoruz.
bissssürü sıkıntımı anlatıyorum.
böyle yüzünde sır kapılarının kalp gözlerinden fışkırmış bir gülümsemeylen bakıyor.
neydi şimdi bu durup dururken diye düşünürken, sinan paşa camiinde ettiğim duaya karşılık, mimar sinan rüyaama girip bana ‘kızım orda burda fotoğraf çekcem diyip vaktini harcama, senin de sonun çocuk bakmak, evinin kadını olmak olacaktır’ felan mı demek istemişti?
öyleyse diyeceklerim var kendisine. şöyle ki,
’sinan abi, o kadar derdimizi anlattık çıkardığın sonuç bu mu yani? gerekirse evimin koridoru için bile aydan aya değişen temalarla fotoğraf çekerim ben. bu böyle biline’
huh! bunu da halletiğimize göre başka bir sıkıntıma değineyim.
hani bu firefox sayfalarını kapatırken ‘bu sayfadan çıkıp gitmek istediğinize emin misiniz?’ diyor ya. ellerim titriyor yeminlen.
o nasıl bir iğnelemedir öyle??
‘açık ol bana. kalbimi kıracak mısın? defolup gidecek misin? arkandan sezen aksu dinleyip höykürecek miyim?’ der gibi.
aman allahım! akıllara zarar!
kamuoyuna mâl olası olaylar | 5 yorum »
Ocak 29th, 2008
hayat sizi ağır bir sicimle bağlamışsa günlere, o günler geçip giderken ağırlıklarını üstünüze sermekten çekinmezler.
yaşananlar yüzünüzde yer ederken, birilerinin avuçlarından dökülen kum gelip örter açıkları.
oluvermiş…geçmiş gitmiş…hatırlamak yersiz…
ama iş çıkışı saatidir, ev avuntu yuvasıdır.
tam sırtınızı rahat koltuğa dayarken kulaklarınızı kanatır bazı şarkılar..
“Bahçedeydim gül gördüm”
kıpırdayan kum taneleri… sesini yükselten yer etmişlikler…
eski güzel günler..kırgınlıklar..söz vermişlikler.. elini göğsüne götürüp gözyaşarmaları..
ne güzelmiş değil mi?
bitmemiş..oradaymış..
“Kırlangıçlar gibi
Senin sevdan sardı beni”
buğulu gözlere sürme, bildiğin keder…
“Sen gülden daha güzelsin
Bu yüzden tüm sözlerim, övgülerim”
sesler yürüdükçe, bir kaçış, bir gitme isteği..
nereye?
sesleri kısmakla olsaydı öyle… hey gidi…
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | 3 yorum »
Ocak 26th, 2008
bu dedim, dünyanın sonu değil.
öyle bile olsa, dünyanın öncesi sonrasına kıyasla çekilir değil…
dedim, sustum.
tatlı yemiş veren ağaçların dallarında, yükseklik korkuma inat türküler bile söylemişken, tutup o hallere yazık gözleriyle bakabileceğimi hesap etmedim.
bana bunlar tembih edilmedi.
dedim, sustum.
bildiğim niceleri,
‘başlayan her şey bir gün mutlaka sona erecektir’
demişlerken, içinde bulunduğum bu tâkât kesici keder de bir son bulur muydu?
dedim, sustum.
‘zaman’ dedik aynı anda.
dedik, sustuk.
zamanı görmezden gelmeye karar verdik, ki dedik o da bizi görmezden gelebilsin.
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | 12 yorum »
Ocak 22nd, 2008
“itiraz etmektense susarım. demek ki sûkut her zaman ikrardan gelmiyor.”
a.harmancı
ne kadar da ben yazmış olmalıydım | 1 yorum »
Ocak 19th, 2008
ince sızı gibi, ince bir nokta idik evvela.
kavis çizdik, ilerledik, yükseldik.
tökezledik sandık, aslında öğrendik.
boyumuzca çoğalmak isterken, nefsimize eziyet ettik.
kibrimizce yerin dibine geçtik.
gördük, sevdik irade ile tespit ettik.
inişi yokuşa, çirkini güzele…
bunun bir de kısacası var. vav.
şimdi bakın…
yarın yeni bir gün. salı. ikibindört.
şimdi bakmayın…
mor göz kırpıyor pembeye…
benim odanın lambasından bir ışık kayıyor perdeye…
2004 yazmaları | 8 yorum »
Ocak 18th, 2008
her şey bir yana, elimdeki yeşil kalem bana akıl veriyor.
“bu yıl bize gülmek haram, belki seneye”
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | 1 yorum »
Ocak 16th, 2008
işe haddinden fazla erken geldiğim günlerde kendimde her şeyi yapacak enerjiyi bulsam da az uyuduğum için yaptıklarıma akşama doğru çok gülüyorum.
misal bu sabah gelip kendime şahane bir playlist hazırladım.
daha sonra hızla çalışmaya başladım.
öyleki günlerdir gözümde büyüttüğüm iki günümü yer dediğim işi tam 2 saatte hazırladım.
arada bir özenle seçmiş olsam da şarkıları otomatik değiştiren playlisti açıp ‘allaaam nolur bundan sonra şu şarkıyı açsın’ diye dua eder buldum kendimi.
salak. tıklasana halbuki. di mi?
can kurtaran not: kendime salak demiş olmam sizin de diyebileceğiniz anlamına gelmiyor. bu da böyle bir tehdit güzellemesidir.
benzer konular için bknz: uçan tekmeden korunma rehberi
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, vuaa | 4 yorum »
Ocak 16th, 2008
neşeli dershane günlerimden birinde coğrafya dersindeyken, soktuğu gülme krizleri arasında bize epey coğrafî genel kültür edindiren hocamız ‘pekiii…’ demişti.
bu sırada, zengin yemek kültürü ve iştahının yanı sıra bünyesi sözel derslere karşı uyku tepkisi veren sıra arkadaşım hatice ise evet bildiniz uyukluyordu.
‘dünyanın dördüncü büyük adası hangisidir?’ diye devam edince hocamız, ‘madagaskar’ diye seslendim.
sesim haticeyi daldığı derinliklerden çıkarınca ortamdaki olayı çözmeye çalışarak ‘o ne yaa’ diyiverdi.
bunun üzerine sınıfçak ona tek kaşımızı kaldırarak baktığımızı farkedip ‘yenecek bir şey mi diye merak ettim’ demez mi?
der tabi, hatice bu.
hatice’yi çok severdim ama madagaskar diyince yüzümde bir gülmek yayılıyordu.
‘yedirtmem madagaskarı sana arkadaşıııaam’ dedim.
işte o gün bugündür…
anladığın gibi yani.
çav
ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım | 5 yorum »