Aralık 31st, 2007
-sen hiç sevdin mi?
-sevdim.
-kimdi peki?
-severken kimlik sorgulaması yapılmaz.
-peki. neye göre seçtin sevdiğin kişiyi öyleyse?
-bu bir seçim de değildir?
-öyleyse nedir?
-…
-eee
-bak şöyle diyelim;
birine bakarsın ve bu bir noktadır. vurulursun.
bunun ne zaman olacağını kimse bilemez. ve kimse sonraki günlerde onu görebileceğimizin garantisini veremez.
sevgi burada başlar işte.
görmesen bile o noktayı işliyorsan seviyorsun demektir.
günün birinde o nokta gelip yüzüne tekrar bakıp canını yakarsa, elinde o işlediğin resimle kalakalırsın.
yırtıp atamazsın ama saklarsın.
-neden?
-kendime sormaya kıyamadım.
yarın için bir defans taktiği bulmalıyım | 4 yorum »
Aralık 30th, 2007
kan çanağı gözlerinin içiyle sırıtan bir keyf koklatılmış gibiyim.
betimlemesem içim rahat etmeyecekti.
oh hamd olsun.
şimdi söyle bakalım üç gün buzdolabında misafir edilmiş frenk üzümü,
seni bunca zaman sonra komik bulmayacağımı mı sandın? ne yazık.
bak nasıl da çözdüm seni, iki gündür açıkta duran nutellanın kayıp kapağı,
yerli olur, yersiz olur, umrun olmaz ama değil mi? umrun olmaz.
hayat acaip evet. çünkü burada ne vapuru deniz tutuyor, ne deniz sulu boyamdaki maviye yakın.
ama kabul etmeliyiz ki turşumuz çok meşhur. ben buna rağmen göze alabiliyorum yine de yoları.
ki yollar bizim neyimizdir?
sevincimiz.
afferim.
öyleyse şair nedimle tuşu suyunu bir dikleyişte içmece oynar mıyız?
güler miyiz bardağın sonunda birbirimize?
seni bilmem de, ben o bulanık camın ardında edwart norton ı bile görsem komik bulurum.
seni bilmem dedim değil mi?
aklımı seveyim.
senin adın geçmiyor çünkü bu kayıtlarda. benimse adım olmadık ağızlarda.
ki yerimi yurdumu öğrenip, çiçeklerin şükrünü kesintiye uğratıyorlar.
ağzını kim bozmak ister ki, dünün bize mirası bir dilim kadayıfım?
biliyorsun ki biz zavallı gayretçikleri ağzımızı bozarak küçük görmeyiz.
biz kimiz ki?
böyle bir tutam tarçını etimekli tavuk göğsüne serpiştirir gibi…
hava akımı vardır evet.
anlamayan beri gelsin.
tatlımı bölüşme sözü veremesem de, davet edebilirim. inceyim.
pekiy, kısık ateşte pişen kuş başı ete pembe pembe eşlik etmesi için ilave edilen küp küp soğanım,
senin hiç mi suçun yok bunda?
öfh! acıktım.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın | 2 yorum »
Aralık 23rd, 2007
ya saat çok fena bir dört anlıyor musun?
bir dört dediysek, ordaki bir nicelik anlamında.
defolun gidin tiktaklar.
bu gerçekten fazla kırmızı.
ellerimle toprağı umursamadan eşeliyorum eşeliyorum.
ben anlatamıyorum galiba.
defolun gidin kum taneleri.
hayır ne yapmış olabilirim sahiden merak ediyorum.
ama sana bunu anlatacak değilim.
daha çok defolup gitmeni istiyorum.
gülümseyen çerçeve.
misin nesin?
tozunu alıp alıp sana değer katıyorum.
ellerimde işte senin de sonun.
yine de çatlatamıyorum seni duvarda.
zaten bu duvar eğri.
neyi katsam buraya eğreti duruyor.
defolun gidin düzen duygumu törpüleyen hücreler.
ya ne var anlamıyorum.
niye nefesini tutuyor insan.
ellerime hükmedebilirken beynime ben.
ne diyeyim şimdi.
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | yorum yok »
Aralık 21st, 2007
ya sonra sorabilirdi bence. bence işin aslı bu değildi. değil mi?
içimizden geldi diye de bu kadar acele etmenin alemi yok. dedim.
bunu dedim. diye sokak lambası gölgemi bütün sokağa yayıyordu.
sanırsın ben kocamandım. el sallayasım geldiyse de o kadar da değildim.
ama mesela bu ucu sonu gelmez bağlaç yazma istediğim beni yormuyor muydu?
soru muydu şimdi bu? elbet soruydu ve evet yoruyordu?
sanırsın ben yemeğin sosunu hazırlıyordum da raftaki tüm baharatları çekiyordum.
tadını beğenmezlerse naparım diye endişelenmiyordum bile düşün artık nası rahattım.
ben bunu bir yerde mi ne okudum. yani okumuş gibi miydim neydim diye düşündüm.
o sokak lambasından beş fil uzaklığındayken düşürdüm bunu aklıma. düşündüm.
köşeye gelince tabbi yaa erol demişti dedim.
“ben seni severken evde olduğum kadar rahatım, işte olduğum kadar rahat olmaz seni. sevmek. batar.”
artık rahattım. büsssürü süre sonra mantıksız gelse bile bana bu, erolu suçlardım.
hii. ya bulamasaydım napardım. iyi ki yazdın dedim. teşekkür ettim. bu kadarla kalsa iyi asuyu da unutmadım.
onlarçün dua ettim. çok şirinsiniz dedim.
bunu giriş kapısını çarparken yaptıysam da bu bilginin işinize yaramayacağını bile bile yazdım.
zaten benim verdiğim hangi bilgi üstünüze afiyet ki. şaştım kaldım.
o kadar değil canım üzülme.
olur dedim.
bi susmadım.
bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın | 2 yorum »
Aralık 18th, 2007
öğrenmeyi murad etmek değil de, nasıl söylesem…
orada nasıl göründüğünü görmek istedim.
yazsam neye benzeyeceğini, çizsem ne kadar benzemeyeceğini belki…
istemiyorum hiç ama üçnoktalı şeyler yazasım geliyor sürekli.
elimizde avucumuzda kalmayan fiiller nedeniyle.
zaten söyleyebilsem bunu denemezdim değil mi?
“olmayacak şey midir? olmuyor olabilir…”
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | yorum yok »
Aralık 15th, 2007
her şey bir yana, mutfakta yemek pişirirken, teflon tenceredeki sebzelerin yağdaki çıtırtılarını tahta kaşıkla kontrol ederken, çıkan buhardan yüzümü sakınırken, tencerenin kapağını kapattığımda son ses söylediğim şarkı ile burun buruna gelirken, ‘hımm… ne leziz bir şarkıymış’ dedim. dedim. kayda değer.
halet-i ruhiye saptamaları | 1 yorum »
Aralık 13th, 2007

mehmet ali birand’a rövaşata çakmak isteyenler parmak kaldırsın.
yok ben rövaşata bilmem diyenler bana yetki versin, elimden, ayağımdan geleni esirgemicem, söz.
höykürüksü, vuaa | 20 yorum »
Aralık 12th, 2007
bir madagaskar biletim olsa uçak olur uçarım.
ama yeter ben çok sıkıldım | 8 yorum »
Aralık 11th, 2007
neyim var biliyor musun sevgili günlük?
tarihe not düşmekten korkar oldum. çok güzel.
çok acıklı betimlemeler topaklanıyor dilimin ucunda.
‘nasılsın?’ diyorlar. çok korkuyorum.
ısrarla güvendiğim her şey birer birer hiç aceleleri yokmuş gibi geçiyorlar gözümün önünden beni hayal kırıklığına uğratarak. demek istiyorum ki sevgili günlük, bir alt paragrafta değineceğim şeyler hiç gelmezdi aklıma.
o kadar sessizim ki. öyle ketum…
bana iyi gelebileceğini düşündüğüm şeyler öyle yabancı ki.
ben de biliyorum derdini suya anlatanın denize kavuşacağını ama yapamıyorum.
hadi. kabul edelim bana hiçbir şey iyi gelmiyor.
o kadar korkuyorum ki.
‘bu yeniden başlamasından korktuğum kaçıncı sondu.’
ve bazen kendimden utanıyor, hatrımı soranlara karşı acımaklı oluyorum.
işte tam bu yüzden iyiyim değil, iyiyim inşallah.
bir gün oyun biter de kalkar gidersek benden pek bir iz kalsın istemiyorum ama sokağa bakmayan pencereler mumdan birer levha
bak işte yazdıkça yazasım, kaçtıkça kaçasım, sustukça susasım ama illa
bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, halet-i ruhiye saptamaları, höykürüksü | 3 yorum »