Temmuz 31st, 2007
bugün ikindide boyları gün boyu konuşlandığım bankonun yarısına gelen üç çocuk geldi.
ellerindeki poşeti uzanıp bankonun üzerine koyarak babama bakıp ‘ağbi, biz bunları satıyoz’ dediler.
o an babamla birbirimize bakıp kıkırdadık.
içlerinden birinin gücüne gitmiş olacak ki, ‘ağbi satıyoruz diyoruz ilgilenmiyosun’ dedi.
babam da ‘ıhımm. ne satıyosunuz?’ diye sordu haliyle.
biri önde ikisi arkada hizalanmış veletlerin hepsi birden ‘ehuahaha yihohoha’ tarzı sesler çıkarırken, öndeki ‘elmas bunnar’ dedi.
‘bizim ihtiyacımız yok çocuklar’ diyip kapıyı gösterdikten sonra bana dönüp, ‘medenî cesaret sahibi olabilirler ama fazla şımarıklar’ dedi.
cevap vermedim; elmasa kıymet biçen de biz insanlardık.
nolurdu yani hatır için iki tane elmas(!) alaydık.
başıma neydi gelen, vuaa | 5 yorum »
Temmuz 25th, 2007
iyi ki alçak ve yüksek olmak üzere iki türlü basınç merkezimiz var.
böylece serinleyebiliyoruz gece balkonda oturup.
ama bence yine de bu kadar rüzgar esmese iyi olur.
kardeşime scrabble hezimeti yaşatırken çitlediğim çekirdeklerin kabukları uçuşuyor çünkü.
mutfak çok uzakta şimdi kim götürecek.
keşke burda bi buton olsaydı da essayı çağırabilseydim.
kapıda dikilseydi de ona, şu tabağı içeri götürsene deseydim.
o da bunun için mi çağırdın abla ya deseydi gözlerini devirerek.
hadi ya hadi hadi lütfen deseydim.
iyi ya tamam filan deseydi çünkü beni severdi biraz.
ama yok işte buton.
neyse ben bari annemin elindeki üzüm tabağını bitirmesini bekleyip ondan rica ediyim.
o da beni sever.
her yer kabuk oldu iyi mi?
başlıkla alakası olmayan yazılar, vuaa | 6 yorum »
Temmuz 24th, 2007
ilkokul dört müyüm beş mi öyle bi şey işte…
babamı yine çok seviyorum.
öyle ki hep sevindireyim, hep bi şaşırsın isteği var içimde.
evdeki kütüphaneden bir kitap çekiyorum, onu artık hayat bilgisi midir, fen bilgisi midir bir kitabımın kaplamasına benzer kaplamayla sarıp dişimle kestiğim bantla paketliyorum.
sonra dış kapıdan annemin duyacağı bir sesle, ‘ben babamın yanına gidiyorum’ diye bağırıyorum ve hemen çıkıyorum ki annem ‘hiç bi yere gitmiyosun, içeri gir’ diyemesin.
üç-beş sokak gidiyorum babamın yanına varıyorum, ‘bak bu senin’ diyorum.
şaşırıyor.
oysaki her şey çok açık.
o kitap hakkatten de onun.
açıyor paketi gayet açık olan gerçeği gözüyle görünce gülümsüyor.
‘teşekkür ederim kızım’ diyip yanaklarımdan öpüyor.
görevimi yerine getirdim ya bir huuh diyip ellerimi arkadan birleştirip başlıyorum cin adımlarla halil abiyi aramaya-ki ‘haylayf abi’ diyip uyuz edeyim.
o zaman haylayf yine şu zamanki gibi mavi pakette ve üzerinde şeker serpmeleri var.
eminim halil abi de hala vardır ve o şeker serpmelerine benzer çilleri de hala yüzündedir.
yazıhane, stüdyo, karanlık oda güzergâhında mutlaka ona rastlıyorum ve ‘haylayf abiğ, ben geldiiiim’ diyorum.
evet bildin bana ters ters bakıyor.
aslında bir de ahmet abi vardı, halil abiden sonra işe başlamıştı.
ama saat baya geç oldu üşeniyorum şimdi yazmaya.
onu da bi daha ki haftaya artık.
süper çağrışım şarkısı:
haftaya buluşalım haftayaaa. kaç saat bekledim kimse yok ortadaa. hahhahhah haftayaaa…
vuaa | 7 yorum »
Temmuz 21st, 2007
bazen işyerime çiftler gelir.
onlardan bazıları çift olalı uzun zaman geçmiştir.
çiftin erkek olanı kendini patronluğa öylesine kaptırmıştır ki, iş gereği kayıt için isimlerini sorduğumda, kaşının birini havaya kaldararak ‘ahmet yazın yeter ya. ahmet yıldırım’ der.
işte tam o zaman beynimin arka tarafında bir şeyler cozurdar.
kafamı sakince kağıttan kaldırıp ‘beyfendi eşinizin ismi bizim için önemli’ derim.
içimden de bazı şeyler derim elbet.
mîsal-i âlâ, ‘ahğğğ uçan tekme atmayı niye bilmiyorum been’.
bazen dakikalardır yanlış layerda işlem yaptığımı farkettiğim olur.
işte tam o zaman, aleaddinin sihirli lambasındaki susamlı mağaranın kapanış sesine benzer bi sesle gözkapaklarımı kapayıp, başımı geriye doğru atarım.
avuçlarımı ekrana paralel bir biçimde açarak, ‘tamam şimdi yeniden başlıyoruz’ derim.
oldu olacak sabah tv de yoga dersi de vereyim ben.
neys.
bazen de günlerdir yanlış layerda işlem yaptığımın kafama dank ettiği olur.
aksilik bu ya jpeg kaydetmişimdir.
bence geçmiş olsundur.
amindir hatta.
ama yeter ben çok sıkıldım, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, höykürüksü, vuaa | 15 yorum »
Temmuz 18th, 2007
[audio:http://hepatitze.com/music/deryadaderyaliklar.mp3]
hiç ilgisi yok ama bunu ne zaman dinlesem aklıma eski bir arkadaşım gelir.
aslında ilgisi var; adı derya.
derya çok güzel bir insandır. insandır çünkü.
dün gece de rüyamda gördüm,
o kadar sarılıyorum ki ona yüzünü unutucam diye korkuyorum filan.
hıhı çok duygusallaştım.
o kadar çok seviyorum ki derya yı başka bir şehirde olmamı umursamadan saatlerce muhabbet ediyorum onunla.
o kadar ki…
ben şair olsam onun için bir şiir yazardım kesin.
şair olsaydım ve derya için bir şiir yazsaydım tenekeci yi bu kadar kıskanmazdım.
“ömrüm uzuyor yanında diyecektim demedim”
ama tabi en yukarıdaki cânım eserin tüm bunlarla ilgisi yok.
o kadar ki…
şair olsam da anlatamazdım.
başlıkla alakası olmayan yazılar, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, höykürüksü | 6 yorum »
Temmuz 14th, 2007
bakın ben size çok basit bir örnek vereyim; ama unutturmayın.
buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, höykürüksü | yorum yok »
Temmuz 9th, 2007
olsun.
bazı
akşamüzerleri gökyüzü sarı ve tatlı bir mavinin gradyan geçişine ev sahipliği eder.
bazı
akşamüzerleri ise korkunç bir kızıllık…
işte o akşamüzerlerinden birinde öleceğimi düşündüm.
öleceğimi düşünmek, bende annemin gözlerine ucusonu gelmez zamanlarca bakma isteği uyandırdı.
sanki uzunca bakarsam, annemin sabahları saçlarımı örüp okula yolladığı sabahlara dönecekmişim gibi geldi.
annem beni o zaman da severdi, şimdiki zamanda da seviyor.
şeksiz, şüphesiz hisleri seviyorum.
bütün ellerimin parmaklarını feda etmeye hazırım onları saymak için, ama çok azlar.
“üşüdüm üstümü örtsene anne”
bu bissürü titizliğime rağmen, çarpık kentleşme modellemesine dönen hayatıma çomak sokup karıştırıyorlar iyi mi?
iyi.
sen sus.
.
bequemi sevsinler | 4 yorum »
Temmuz 7th, 2007
tutup sorsam, potasyumun molekül ağırlığını bilmez ama kardeşimdir essa.
‘aplaaa, sabah kastesi alsanaa’ dedi bana. ‘niçün sebep?’ dedim.
‘şebnem pepek veriyoo’ dedi.
akşam üzerleri eve dönerken başımla selamladığım, geç saatlere kadar açık kaldığı için velî nimetimiz olan ateş gıdaya gidip de ‘iki şebnemli sabah’ mı dicektim yani?
gittim.
neyse ki şebnem denen şey kastelerin içine eklenmişti. kaste değil karton kutu satın almıştım sanki çok ağırdı. ama neyse ki ev çok yakındı. oh filandı.
akşamleyin standart ev halkının yanısıra sevgili kuzen zera da bizim salondaydı. ve bir muhabbettir demliyorduk. bir ara zera ‘bi makas versen de şebneme elbise kessem’ dedi. onu izlerken geçmişe döndüm.
şebnem bebeklerle ilgili aklıma gelen ilk çocukluk anımı açıklayınca salon milleti arasıra ‘hadi be atıyosun’ sorularıyla böldükleri uzun kahkahalar koyverdiler.
nooolmuş yani şebnem bebeğime haftalık giyim çizelgesi hazırladıysam?
tertipli, düzenli bir çocuk olmak ayıp mı?
biraz garibim bu ara pardon ya, meraba ben bazen saçmalarım | yorum yok »