Mart 31st, 2007
eskiden defterlerim olurdu benim.
nedense hepsi aynı renk olurlardı.
bu olguların hiçbirini hesaplamaz, yıllar sonra beni şaşırtacaklarına ihtimal vermezdim.
versem de bu zaten saçmalık olur, ben bunca saçmalığı onca iş-güç arasında yapmazdım.
ne zaman aklı başında tespitlerde bulunmak istesem, işte böyle bir sonraki cümleyi kuramıyorum.
mazi??
akşamüzeri kitaplığımı kurcaladım.
o kadar ama o kadar düzenli ki kendisi, oradaki her şeyin varlığını unutmak mümkün.
misâl-i âlâ, kabartma filli defterim.
çok yazık!!
bazen karşımdakinin anlamayan gözlerle baktığını farkettiğimde içime bir sevinç yayılıyor.
“demek istediğinizi, eğitimi ne olursa olsun, karşınızdakine anlatabilirseniz bu işi başarırsınız” mealinde bir şeyler söylemişti cenk hoca.
ben, anlaşılamamak gibi kaygılar taşımıyorum.
anlaşılamamak düşmeyen kaleler gibi değerli benim için.
bir de şöyle düşün…
anladım ki, lacivert hiç bana göre bir renk değil.
ve düzen diye tuttururken o düzenin içine sahip olduğum her şeyi gömüp, sonra da onları unutuyorum.
akşam üzeri kitaplık karıştırmak gibisi yok.
filleri çok severim.
hele üzeri kabartma filli defterleri…
okyanus aşarak, dünya bir meridyen gitse bile, bir kağıda içini döküp, nihayet döndüğünde o kağıdı elime tutuşturanı da seviyorum.
kütüphane??
evet en iyisi bu.
vuaa | 4 yorum »
Mart 28th, 2007
bazen iki heceli bir adım olsaydı keşke diyorum.
o zaman şu yeşil binaya bakarken, “zaten her şey ortada züleyha” derken nefesim kesilmez ve öksürmeye başlamazdım.
bir solukta söylenebilen bir adım olsaydı diyorum bazen.
iki heceli olsaydı bir solukta söylenebilirdi adım diye bazen düşünmeden edemiyorum.
ve bazen bir kızım olursa adını ‘fghj’ koyucam diye büyük konuşmaktan da kendimi alamıyorum.
neden fghj dersen, klavyene bak derim.
ya yazınca aklıma tenekecinin satırları geldi.
yük olmayayım dünyaya diye
yalnızca adını yazabilen
biri olmak isterdim
- ibrahim!…
(İ.tenekeci, Güzellik Uykusu)
şimdi de kekimizi 175 derecede pişiriyoruz ama zaten burda hazır pişmişi var gibi oldu. afiyet olsun.
höykürüksü, ne kadar da ben yazmış olmalıydım | 13 yorum »
Mart 28th, 2007
Merhaba zulzul
15 günden uzun bir süredir FotoKritik’e giriş yapmadınız. Son 15 günde:
- 13.555 fotoğraf gönderildi
- 107.065 eleştiri yapıldı
- 2.111 üye aramıza katıldı
Kendinizi özlettiniz, sizi FotoKritik‘te tekrar görmek isteriz
off neydi o, öyle hava atmalar filan.
çok pis kıskanmıştım.
beni de özlüyorlar taam mı??
hem de daha geçen hafta giriş yapmama rağmen.
burasını ben de anlamadım doğrusu.
sanırım herkese aynı vurucu noktadan hareketle mail atıyorlar.
ayıp değil mi?
hassası var, gözü yaşlısı var…
vuaa | 5 yorum »
Mart 25th, 2007
uykusuzluktan şikayet etmiştim ben burda.
olsun yine edicem.
şu an birincil derdim bu belki bilemiyorum.
üstüste uykusuz kalmamın neticesinde yeni bir huy edindim.
cumartesi günü hocanın hızla bir sağa bir sola yürüyerek dersi sürdürmesi üzerine odaklanma problemi yaşadığım doğrudur.
‘zızzıızztzızızzttt’ şeklinde netlemeye çalışsamda başaramıyor, adamı düşük enstantene ayarlı görüyordum.
anlattıkları kelime kelime yere saçılıp da beni sıçratmasa oracıkta sızıp kalabilirdim.
neyse ki temiz hava diye bir şey var. hem de taksim’de. şehir merkezine çok yakın.
çıkıyosun sağ ve sol omzuna insanlar, yüzüne de işte yukarıda adı geçen o temiz hava çarpıyor.
ama yine de uykunun yerini hiç bir şey tutmuyor.
uykusuz geçirdiğim saatler sayısal değer olarak birbirini yutan balıklar şeklinde büyüyüp dururken, bütün gece topuklu ayakkabı giymenin verdiği acı ile mayışıp kaldığım araba camından
otoban levhasında ‘madagaskar 15 km’ görmek işten bile olmuyor.
yaşadığım şaşkınlık 2-3 saniyeyi bulurken gözlerimi kırpıştırıp diyaframı kısarak bakınca, madagaskar yerinde habibler yazısını gördüm.
‘huh neyse ki hala istanbuldayız’ dememi hesaba katmıyorum bile.
neyse sağlık olsun değil mi?
evet zü. bi daha söyletme.
peki.
höykürüksü, vuaa | 4 yorum »
Mart 23rd, 2007
annemden aldığım kalem hırkamla aynı renkte.
bu ön bilgi ışığında başıma gelmesi muhtemel bir olayı bertaraf ederken yaşadıklarımın, başıma neler getirdiğini anlatayım.
(aklında olsun, uzun cümleler kurma)
her şeyden emin olmayı marifet sayan bünyem, otobüs şoförü ile,
-yukarı mezopotamyaya giden üstgeçitten geçiyor musunuz?
-evet.
-emin misiniz?
-evet.
-hmm
-ben şöforüm hanfendi.
-pekü
şeklinde dialog kurmama neden oldu.
taam.
belki (!) ayıp ettik ama insan biraz kibar olur felan diye düşünerek koltuğa çöker çökmez, tam karşımdaki koltuğa şlap diye yapışan #98c980 kodlu bir böcek,
-hiaa! gibi sesler çıkarmama sebebiyet verdi.
bu böcek belli aralıklarla konum değiştiriyordu.
sorun şuydu ki, benim bulunduğum gün içersindeki dalgınlığım (?zD) , böcek olduğu kuvvetle muhtemel bir canlının hareket aralıklarından (?bö) daha uzundu. (?zD > ?bö)
ben seyir halindeki otobüsün camından bakarak daldığım bir aralıkta bu böceğimsinin suratıma yapışmayacağının garantisine ihtiyaç duyuyordum.
tam bu sırada başrolleri paylaştığım bu böcek son hamlesini yere doğru yaparak gözden kayboldu.
eğilip bakınca ayakkabıma konduğunu gördüm.
yakamdan düşsün diye yaptığım hareket neticesinde onu yerle buluşturdum fekat fiziksel konumu biraz değişmişti (rotate 180°)
(konuyu süper bağlarım diye bi beklenti içindeysen ben seni tutmiyim.)
kabuğunun üzerine düşen bu yeşil (#98c980) bünye can havliyle altı bacağından uzun olan ikisini kullanarak yerde sürünmeye başladı.
evet. tabi vicdanım sızladı.
bir yanda onu kurtarırsam bana ve zavallı otobüs halkına yaşatabilecekleri(!), diğer yanda onu bu vaziyette bırakırsam bir ademoğlunun üzerine basmak suretiyle yeşilimsi kitin kabuğunu parçalayabileceği fikri (çıtırtt!)
tahmin edersin ki baya zorlandım.
kabuslarımda bi yeşil kitin çıtırtısı eksikti zaten diye düşünerek bir şeyler yaptım.
zaten günlerden perşembe idi.
ben sezai karakoç’u çok seviyordum.
yarın ne gösterir bilemiyorum.
hadi bi türkü başlasın artık.
onu da sen söyle
vuaa | 9 yorum »
Mart 20th, 2007
bak dikkat et.
D harfi diğerlerinden daha büyüktür her zaman için.
evet bana da saçma gelmişti.
ama o zaman yalnızdım ve bana “evet bana da saçma gelmişti, üzülme” diyen olmamıştı.
bil bakalım kim aklını oynatmak üzre?
bak dikkat et.
bir bitter çikolata tutkunu asla onu kemirirken mutlu değildir.
bir bitter çikolata severi isen ne demek istediğimi anladın.
yok eğer sevmiyor ve anlamayı murad ediyorsan havanı alırsın.
bak dikkat et.
ne zaman, “tıpkı ……ya benziyorum” tarzı cümleler kurmaya başlarsan, o zaman besbetersin, acizsin demektir.
bu sıfatlar sana tanıdık geldiyse o kadını kafi miktarda dinleyen rahatsız kitleye dahilsin sen de.
hazır tanımların arkasına saklanarak işin içinden çıkacağını ve bunun seni rahatlatacağını sandın değil mi?
aferim.
bak dikkat et.
hâlâ bu yazıyı okumaya devam edebilenlerdensen, avcum dolusu jelibon ikram etsem sarı olanlarından birini alırdın.
bak dikkat et.
deminden beri saçmalıyorum.
höykürüksü, vuaa | 17 yorum »
Mart 17th, 2007
bazı düşüncelerinin nesneleriyle oynayıp kendini kaybettiğin oluyordur heralde.
misal-i âla kendi kayboluşun…
bana çok olur.
ama üzerinde çok durmicam.
sık kullanacağımız bir şey değil çünkü bu.
yine de aklınızda olsun.
işte onu dicem.
bu korkunun suyu kaçtıysa kulağınıza bir kere…
sonra -bilirsin, geceler arka arkaya dizilidir.
arada gündüz vardır üçer dakikadan.
şimdilik gündüzle işimiz yok.
hani o geceler arka arkaya dizlidir ya.
bunu bi kere daha söylemiştim.
senin domino bilmene gerek yok inan ki.
bir geceyi sabaha bu korkuyla düğümlersen, kalanlar işte o dominonun taşları gibi…
neyse canım. hamdolsun kitap diye bir şey var. okuyorum, okuyorum sabah oluyor.
sabahları ben de herkes gibi işe gidiyorum.
ama herkes gibi istifa edeceğim günü hayal edemiyorum. bunu geçelim.
bu uykusuzluk bende baş ağrısı yapıyor.
neyse canım. hamdolsun ağrıyı kesen ilaçlar var.
ama şunu unutmayalım ki, şifa Allah’tandır.
neyse bunu bi dahaki derste artık…
höykürüksü, vuaa | 5 yorum »
Mart 14th, 2007
şu blog dünyası bir alem.
kalkınalım, tanınalım, eğlenelim diye yapılanların haddi hesabı yok.
bu girişten de anlaşılacağı üzre yeni bir mim dalgası daha piyasaya sürülmüş.
başladığı günleri biliyordum ama bana ne vakıt ucu dokunacak diye merak içindeydim.
aha da o gün bugünmüş.
aylak abaküs, sabahları .com uzantılı uyanıyor artık, hayırlı olsun.
ve bu mimleme hadisesine bizi de iteklediği için eyvallah diyelim.
kurallar çok basit olmakla birlikte her kolay vaka gibi beni yine zorladı.
kendileri pas attım vole yap filan diye tarifleşmişler.
ben pek anlamıyorum bu yeşil saha deyimlerinden. (ofsaytı biliyorum ama:p)
kural gereği aylak abaküs’ün gıcır blogunu eleştiricem.
ve kendime seçtiğim kurbanlardan (görüşünü merak ettiklerimden de diyebiliriz) blogum hakkında görüş talep edicem.
aylak abaküs, dört işlemli mizah yazıları içeren bir blog.
bu bloga ilk rastladığımda, mizah harici yazılar da içeriyordu diye hatırlıyorum.
sonra o eski yazılar silindi sanırım. “ama mizah yazmak zordur” dediğimi hatırlar gibiyim.
görüyoruz ki zor da olsa takır takır güncellenen bir blog var karşımızda.
ismi, sloganı, labellar, baştan sona iyi ayarlanmış bir olay diye düşünüyorum.
bana korkarım ki her türk gencinin başından geçen öss ye hazırlık günlerimi anımsatıyor.
bunların haricinde görselliğe değinecek olursak, sidebardaki renkli görüntü neden bannerda yok diye düşünmeden edemiyorum.
düşününce aklıma milyon fikir üşüşüyor.
misal şu üzerindeki boncukların bana bonibonu çağrıştırdığı abaküsü bannera taşısa ya diye düşünmekten alamıyorum kendimi.
kritik istediğim arkadaşlar ise: elo, sacid, faruk, ali usta, mandalina, ece.
huh bu da bitti!
vuaa | 7 yorum »
Mart 1st, 2007
hava güzel, gök mavi, çimen bildiğin cinsten yeşil…
merhaba! evet bildin burası piknik alanı.
ama ben başlıkta zaten belirtmişim. olsun olsun üzülme.
ben belirtmesem de anlardın sen zaten.
uzun bi masa var. üzeri envaî çeşit yiyecek dolu.
bir renk kartelası hayal et, heh onun gibi büssürü renkte büssürü taam.
‘hadi!’ diyor annem. bunları bagaja taşıyacakmışız.
niye? he daha süper bi yere gidicekmişiz. vakit daha erken diyor.
arabaya bakıyorum yine beyaz.
aa teyzem. olley be! gel öpim teyze çok özlemişim. keşke annemin değil de benim teyzem olsaydın diyorum bazen.
neyse bunu konuşuruz bir grup adam var buraya yaklaşan bi bakayım ben.
bir grup adamın önde gideni, esmer, hem boyu hem saçı uzun, ardından esen rüzgarın şişirdiği gömleği ile çok komik birine benziyor ama söylemem.
daha mühim bi mesele var çünkü. ‘kim bunlar?’.
bu piknik alanının işletmecisiymiş. parmağıyla bir geniş açı çiziyor ve ahşap yapılı tesisi gösteriyor.
‘iyi güzel de evlat biz gidiyoruz’ diyor babam.
‘abi bi dinleseydiniz’ diyince merak kesiliyorum.
cebinden çıkardığı güneş gözlüğünü takıveriyor.
Yaşar’ın her tv programında taktığına hiç benzemiyor ama bu gözlük.
ardında 3-5 kişi daha beliriyor. meersem bunlar baya grupmuş iyi mi?
başlıyor müzük. lastik pabucumu çimenlere vurmak suretiyle eşlik ediyorum.
aaa negzelmiş şarkı ya. afferim. ama sözleri anlayamıyorum tam.
‘yarın bir gün/düşününce/pişman olma/söz verince/uyaaaan!!/uyaaaaaaaaaannn!!!/uyansanaa!!’
bu ne ya! sözlerde değişikliğe mi gitseniz ne dicem şarkı bitince. bak hala!
‘uyaaaaaaaaaaannn!!/kime diyorum been!!’
bi sarsıntı sonra, bi bişey, perdeler, ayna, kitaplar,yastık yorgan,odam, belli belirsiz bi sabah ezanı falan filan!
‘ne!ne oluyor!’ diye sıçarayışımı izliyor annem kapı üzerinde yukarı kalkık kaşları ile.
‘kalk çabuk!’ diyor. anlıyorum ben tabi bu son ihtar.
pek âlâ! rüyaymış senin de anladığın gibi.
demek şarkı aslında güzeldi de annem ara vokal yaptı diye böle oldu düşüncesi topaklanıyor zihnimde.
tüh ya! neyse üzülme farklı kaydet de sonra bakarız diyorum yataktan doğrulurken.
sen halaa uyanamadın galba zücüğüm canım diyorum kendime.
o dediğin soft ortamlarda olur. teknoloji zamazingosu hepsi bi kere taam mı?
bırak şarkısı da onun olsun.
bi daha bu kadar geç saatte yatarsam bana en şekerlisinden yoğurt yemek nasip olsun.
amin.
vuaa | 6 yorum »