Temmuz 27th, 2010
bir daha filmlerde gördüğüm deli gibi aşık oğlanlara acımayacak, kıza hitaben ‘yazık şu çocuğa bee, sevabına seviversen he?’ demeyeceğim. bir kez daha anladım ki işin aslı öyle değil.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, höykürüksü | 4 yorum »
Kasım 19th, 2009
aslında çok ciddiyim; fakat şuan ciddiyetimin sebebini hatırlamak beni yoracak. yormasın.
bütün bunları kim yapacak?
sana sordum!
gelişi ve gidişi ben hesaplarsam yollar bence çok keyifsizleşir.
çünkü mü neden?
keyif benim.
-bölünmüş zihinler bamya yemeli midir?
yeşil evin çatısında ben diyeyim beş bin, sen de ‘yok daha neler’ işte o kadar kuş varken,
sen neden hep bana rasyonel rasyonel ha?
neden ben yükselince yerden, sen hep yer ile yeksan on mode ha?
neden?
havalar naasıl diyemeyecek miyim ben?
aslında evet. keyfim yok.
ve şöyle bir şey var elimde: keyfe kder nihilizm…
işte tam burada derinlemesine nüfuzlu bir ‘aaah!’ çektik.
biz… yani metinsel yanlarım…
ciddiyim dedim diye gülmemeli midir metin?
ve bazı harfleri eksik yazıyorsam bunlar karakterimden yahut rahatlığımdan değil, aklımın ‘bu hafta hangi oyuna gitsek’ sorusuna takılı kalmasındandır.
aaah! oyunlara geldik ya rabbim!
aklın nerde zü?, anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, başlıkla alakası olmayan yazılar, biraz garibim bu ara pardon ya, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, galiba üzgünüz; yüzümüz asık, halet-i ruhiye saptamaları | 3 yorum »
Eylül 17th, 2009
merhaba,
bazen bir yerden başlamak elzemdir. çünkü kalan yerler kalantor…
hep de lüks restorantlar ama çaylar iğrenç.
öyle diyor ibrahim eren, ‘bakayım güzel misin, iğrenç mi?’
ama çaylar öyle sahiden: lezzetsiz.
üşümeksizin yudumlanan çay olsa olsa limonat…
ve aslında biliyor musun?
metin diye birisi ile tanıştım. tanığım bile var.
merhaba,
yağmur yağdı ya hani… ben ona aldırmadım aslında… bölündüm galiba.
sonra günlerden hangisindeyiz diye merak edince fark ettim ki eylülü ısırıklara boğmuşuz.
üç yaklaşık gün tahmini soğuturken mevsimden, ne umdun ki dedim.
hah, dedim. ağladım. yaremi bağladım falan…
yine merhaba,
herkes yuvasında rahat metin.
en iyi zarı evimde atıyorum ben misal.
sanırım bu yüzden o çocuk, denize baktı baktı ve şöyle dedi:
“baba bakarsam ölür müyüm?”
babaların işi yalan biliyor musun?
bilmiyorsan şu temsili cevaba bak:
“-hayır hayır ölmezsin”
evet, bu yüzden çocuk, bu yüzden karaya abanacaksın ve ölümün denize taşacak.
merhaba,
hergün anne diyip üzülsem, kalbim öyle temiz olsa ki kilidini bulamasa kimse.
bunlar dua yerine geçerse sevinirim aslında.
amin
aklın nerde zü?, anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, biraz garibim bu ara pardon ya, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, höykürüksü, meraba ben bazen saçmalarım | 9 yorum »
Nisan 28th, 2009
babam telefon açmasın,
sorula sorulmasın
annesinin sıkıntıdan prensesini
kimseler eve bırakmasın
-alıcam o ehliyeti, görürsünüz
koluma sürük dondurma
çift takladan onaltı çocuk
hafakansız beş küsür
aman anne olmak istiyor büyüyünce
bence büyüdüğümde canım
evet senden, senden diliyorum bebek
namazım geçiyor
dünya neden çift katlı
temizle şu parkeyi
benim canım çok tatlı
aman canım demişim
alnımdı o alnım
ha! bu yüzdendi işte, dünyanın teras katı
salihçiğim,
üzgünüz ama
dünyanın çift katı yok
kolumdakiyse dondurma değil, ketçap
çok karıştı ok.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının? | 7 yorum »
Mart 25th, 2009
“istanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. bu hâl aramızda şu veya bu adetin, geleneğin kaybolmasına benzemez” diyor Tanpınar. sahiden de ağaç denilince aklına sosyal tesis kenarlarındaki çimler, piknik alanları, ezberlenmiş çevremizi temiz tutalım ve yeşili sevelim söylemleri gelen bir nesil olup çıktık. oysa ağaçlar bizi yine Tanpınar’ın, “işlenmiş mermerin üzerine aydınlığın nimeti onu fırında pişmiş ekmek gibi düşürdüğü gün mimari kendisini bulmuş sayılır” cümlesi gibi gülümsetmeli. kendisini her köşe başında göstermeli. marketin değil beli bükük bir çınarın karşısındaki binada oturuyor olmalıydık.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının? | 1 yorum »
Mart 25th, 2009
kendimi işe kaptırdığımda sert, ters, alaycı, sinirli ve yorgun birisi oluyorum.
üstelik bu beni rahatsız da etmiyor kimi zaman.
bu sabah bazı işsel tartışmalar eşiğinde kaşımı kaldırıp sert sözler söylerken bir kez daha anladım ki, çalışma hayatı pek kadınlara göre değil.
duyguları ile hareket eden bizlerin, iş piyasasının koşulları nedeniyle o duyguları fazla haşlanmış makarna gibi hamurlaşıp özelliğini kaybediyor.
yer yer erkeksi, kaba, aksi haldeyse de inanılmaz kırılgan, trip insanı olup çıkıyoruz.
sabah tavuğumuza biri kış dese, bütün günü çevremizdekilere zehir ederek, bir parçacık kalan vicdanımız sayesinde geceleri uykusuz geçirebiliyoruz.
ama yeter ben çok sıkıldım, anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, benim de bir canım var ben de insanım, halet-i ruhiye saptamaları, höykürüksü | 5 yorum »
Temmuz 27th, 2008
yapı mıdır diyorum yoksa gemi midir diyorum
bir de şarkısı vardır.
onu ben demiyorum
ne bileyim ali babanın çiftliği varsa belki o diyordur
üstüne söyle söyle söylemesen de kime, kimlere ne?
oyh! ne yaptım ben!
dırırındırırın
lacivert mendilin kenarı tırtıklı
özürler sevgilim özürler
zaten böyle olur
seyvezlerce entırladım artistikledim
arkama yaslanmaklar eyledim
hiç biri aynalara vurulan darbelerce saydamlastıralanlardanmaklardan
kafam bulanıyor
ki zaten bugün öğlen
ben cesaretliyimdir ki cesaret dua eden korkudurlarca yola çıktımsa da
gözüm kararır gibi yere düşeyazdım
ve ben desem de tuhaf bir gülümsemeler filan böyle bıyıkaltı bıyıkaltı
güçlü zor bela bir şey olduğuma
yani o kadar mı imkansız peh!
rumtatikakdattayydatta
ben bu işe çok alıştım
belki diyor ya
belki diyor o daha iyidir de ona denettirelim
annedir ya belki daha iyi iyi iyi de nereye kadar ve neye göre iyidir
anne bence deklanşöre iyi basana demezler
anne deseler deseler bence yani saçını yani kızının saçını iki eşit beşgen yapabilene denir.
derler yani. aman cümlenin talihi iyi olsun diye ben niye zaman kiplerini iyi bilmeliyim ki.
bana da yazık bu paragrafa da…
denmiyorsa açalım fox tiviyi izleyelimdir
ahah! bu şey ya şey aman az evvelki anneye denilecek şey vardı ya
hah işte onun devamıdır
ben izledim astomkonte
canım çok sıkılıyor
yıllardır orada duruyormuş iyi mi
yeni gördüm
bu iyi mi
bence dedi senin algın seçiciliği zobarmış ay pardon abarmış
aman anladın işte
sen de kesin bir şey var
göğe bakmaya utanıyorsun
ağğğh dedim defol
şaka şaka der miyim öyle şeyler
mavi ördek gibi figürler
ay astomkonteaa
anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, biraz garibim bu ara pardon ya, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın | 7 yorum »
Mayıs 10th, 2008
i’nin noktası, a’nın yüzölçümü kadardı. l, bu duruma çok üzülüyordu.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, başlıkla alakası olmayan yazılar | 11 yorum »
Şubat 19th, 2008
hüseyin akın’ın, hayatını mutsuz, lezzetsiz geçiren ve muhtemelen göçtüğü alemde de bunun yani hayatı kendine aşırı çekilmez hale getirmenin ceremesini (belki) çekebilecek, tüm bunların neticesinde geçici dünyaya ölümsüz(!) seda bırakmış birini nasıl bu kadar övebildiğini anlamıyorum.
ahmet haşim ile bir sorunum yok halbuki.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının? | 7 yorum »
Aralık 30th, 2007
kan çanağı gözlerinin içiyle sırıtan bir keyf koklatılmış gibiyim.
betimlemesem içim rahat etmeyecekti.
oh hamd olsun.
şimdi söyle bakalım üç gün buzdolabında misafir edilmiş frenk üzümü,
seni bunca zaman sonra komik bulmayacağımı mı sandın? ne yazık.
bak nasıl da çözdüm seni, iki gündür açıkta duran nutellanın kayıp kapağı,
yerli olur, yersiz olur, umrun olmaz ama değil mi? umrun olmaz.
hayat acaip evet. çünkü burada ne vapuru deniz tutuyor, ne deniz sulu boyamdaki maviye yakın.
ama kabul etmeliyiz ki turşumuz çok meşhur. ben buna rağmen göze alabiliyorum yine de yoları.
ki yollar bizim neyimizdir?
sevincimiz.
afferim.
öyleyse şair nedimle tuşu suyunu bir dikleyişte içmece oynar mıyız?
güler miyiz bardağın sonunda birbirimize?
seni bilmem de, ben o bulanık camın ardında edwart norton ı bile görsem komik bulurum.
seni bilmem dedim değil mi?
aklımı seveyim.
senin adın geçmiyor çünkü bu kayıtlarda. benimse adım olmadık ağızlarda.
ki yerimi yurdumu öğrenip, çiçeklerin şükrünü kesintiye uğratıyorlar.
ağzını kim bozmak ister ki, dünün bize mirası bir dilim kadayıfım?
biliyorsun ki biz zavallı gayretçikleri ağzımızı bozarak küçük görmeyiz.
biz kimiz ki?
böyle bir tutam tarçını etimekli tavuk göğsüne serpiştirir gibi…
hava akımı vardır evet.
anlamayan beri gelsin.
tatlımı bölüşme sözü veremesem de, davet edebilirim. inceyim.
pekiy, kısık ateşte pişen kuş başı ete pembe pembe eşlik etmesi için ilave edilen küp küp soğanım,
senin hiç mi suçun yok bunda?
öfh! acıktım.
anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın | 2 yorum »