dolma kalemimize mürekkep yürümeyince ’sarah jessica parker’ diyor, şapkalı a larımızı matbaa a larımızla birlikte özlüyoruz.
kimi zaman, ‘yaşım elli olunca seni arayıp şöyle diyeceğim: …..’ diye dalgalı, dalgasına geyikler çevirdiğimiz, saçlarının tümü kızıl, kollarının teki dövmeli arkadaşımızı hatırlıyor, hemen unutalım diye beyin çitileyici etkisine inandığımız bir pop şarkısı seslendiriyoruz.-ki tepemiz atmasın.
saprofit lakaplı okul arkadaşımızı kına gecesindeki performansı için eleştiriyor, ’seyirci ile gözgöze gelmiyorsun. iki saattir beni farketmeni bekliyorum’ sitemi ediyoruz.
aynı gecede alakasız yerlerden arkadaşımız dilek insanını o sahnede görüyor ve dünyanın küçüklüğüne imanımızı kavileştiriyoruz.
o sırada aynı okul döneminden eşdeğer samimiyetteki bir başka arkadaşımızın da yavrulayacağını öğreniyor, yavrusunun ilk anlarını fotoğraflamak için vazifelendiriliyoruz.
tüm bu sevindirici, insanı kendi mutluluğuymuşcasına doyuran haberlerin üzerine, yine liseden bir arkadaşımızın çocuk yetiştirmeyi aşıp, çocuk yuvası açtığını öğreniyoruz.
şimdi buhranlar…
merhaba. dikkat ettim, bugün de ismim züleyha. ve bunu artık iyice kanıksadılar. oysa ben, o NASA bozması tesisatın içerisinde, havalandırmaya sıkışmış bir serçe gibi -hayır sevimli değil- sinir bozucu idim. cik cik ciiik.
varoluşunu kanadından çekiştiren serçeler havalandırma hakkında bize kötü örnek olabiliyorlar. misal mi? değil.
sevgili metin’le bir gün karşılaşırsak ne kadar korkarım diye meraklanıp, kendimi o vurguna hazırlarken, ilk sınav kağıdımı hatırladım. daha sonra sabahları aç olan karnımızı taze meyve ile terbiye etmeliyiz’in farkın öptüm. biraz sonra kedilerin bıyığını, evinizin duvarını, avcumun ayasını, teyzemin dolmasını hayal kurdum. bunlardan sana neydi bilemedim.
birkez daha bölünmüş zihinler bamya yemeli midir dedim ama lütfen şansınızı zorlamayın. çünkü bazen merhametim üçe gidiyor da ona beslenme hazırlıyormuşum gibi sabah doğuyor.
üzerime gelmeyin. üzerime rahat verin.