02 Mart, 2010 , 01:14
sevgili metin,
bu akşam zeynep teyzenin evinde misafirdik ve salata yapma vazifesi hatice hocama düşmüştü. yalnız bütün malzemeler hazırlanıp da salataya yağ dökme faslı gelince hatice hoca salonun kapısına gelip endişeli yüz ifadesi ile “züleyhacım yağı bulamıyorum” dedi. baktık ki zeynep teyze de akşam ile yatsı namazını merge ediyor gibi seccadeden kalkmıyor. bu durumda iş başa düşüyordu. bütün dolapları karıştırıp bir çamlıca gazoz şişesinde yağımsı bir şey buldum. yalnız yağ mı değil mi emin olamayınca, hocam şunu bi koklar mısınız dedim. kokladı ve bana uzattı. ben de kokladım ve dudağımı büktüm. ikinci aşama olarak bir miktar sıvıyı elimize döküp yokladık. yine emin olamayınca, hocam bu durumda fen ilminden faydalanalım derim dedim ve raftan bir bardak indirip içine su koydum. üzerine sıvıyı döktüğümüzde suyun üzerine çıktığını görüp yağ olduğuna kâni olmuş olduk. hemen salataya ekleyip bi güzel yedik.
aslında bir ihtimal daha var o da makine yağıydı mı dersin?
metin?
Posted in ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, günlük maceralarımı dinle metin | 3 Comments »
28 Şubat, 2010 , 00:08
prensipli fotoğrafçı zü, arkadaşı gülay ı kıramadı ve nişan törenini fotoğraflamayı kabul etti. studyo çekimlerinden hemen sonra topuklarına aldırış etmeden koşturarak törenin yapılacağı mekana vardı. neslihan ın doğum fotoğraflarını çekmek için hastahaneye, neslihan dan iki saat önce gittiği gibi gülay ın nişanına da herkesten önce gitti.
biraz canı sıkılsa da mekan işletmecilerinin sanata ve sanatkâra verdiğikleri değer ile kendini avuttu. (evet izzet ve ikramda bulundular). gülay ona telefonda ‘on dakika sonra ordayız zücüğüm’ dedikten 25 dakka sonra yanındaki teyzelerle yemekteyiz programını konuşacak kıvama gelmişti. bunu takip eden beş dakika içerisinde gülay studyo çekimleri sırasında kendisine arkadan kulak işareti yapan nişanlısı ile kapıda göründü.
eğlence olarak davulu, klarneti seçtiklerini farkeden fotoğrafçı zü, ‘allaaam bana acı’ diye inledi. ama neyse ki, müzik seçimleri kafa şişirmediği gibi hoşuna gitmeye bile başlamıştı. gülay ellerini ritmik çırpan bir grup insan içinde eğlenirken, arkadaşı zü bunu tarihe not düşmek istedi. bayağıdır da bloguna yazı yazmadığını hatırlayıp, yazının ilk cümlesini tam orada kurdu. yazıyı bitirdiğinde ‘iyi de neden üçüncü tekil şahıs olarak bahsediyorum kendimden?’ diye sorunca kendisine, ‘kendine çok yabancılaştığın için olabilir mi cicim?’ diye şeyyaptı.
Posted in anne ben bugün nikaha gittim, sana ne leyn? jandarma mısın? | 7 Comments »
15 Şubat, 2010 , 12:48
efendiler,
geçmişte size pek çok yerli-yabancı anımı anlattığımın farkındayım. hatta metin var ki tanırsınız, kendisi tek kelime.
bazen kafam binbeşyüz tane oluyor ve hani sanki önemli bir makale okuyacakken da sağdan soldan pop-uplar taciz eder ya. hah!
işte geçen ben yine kahve içip en son neye canımı bu kadar sıktığımı düşünürken, insanlar içtikleri çaya tavşan kanını, sevdikleri kızın gözlerine kömürü referansla yaşamlarını sürdürüyorlardı.
ve farkettin mi kimse benim canımı sıkamaz. ancak ben ve benim iştahsızlığım… buradayız. yani aklında olsun.
bazen iyi iki arkadaşız ama bazen de yön tuşları yapışıksız. yardım edersek bir üniversite öğrencisi mi sevinecek?
rüyamızda özlediğimiz insanları görmeye başlamışsak, uykumuz artık daha mı geç gelecek?
kusura bakma ama yani neye ümit etmişsek tersi olurken, mayalı hamuru dert etmekten alıkoyulamıyorum.
Posted in aklın nerde zü?, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | 3 Comments »
05 Şubat, 2010 , 17:52
merhaba,
benim isimim fikir beyanı.
görev aşkı ile yanıp tutuştuğum için hiç uzatmayayım: bence berbat bir his bu.
tavsiyem, geri çekilmen.
kıymet verilmez, alınır çünkü.
hadi yos!
Posted in yarın için bir defans taktiği bulmalıyım | 2 Comments »
28 Ocak, 2010 , 02:40
niksarda bir evim olsaydı hemen bir hat bağlatırdım. hayır dokuzdan hat almak için değil. üf!
önce 11880 i arayıp masal anlatıcısının telefonunu isterdim. sonra o numarayı aklımda tutabilirdim. bi çay koyardım rafa. fincana da zarları. atardım bakardım ki dört dört. dört çuval diy mi babaa derdim hüzüle. çünkü babam niksardaki eve gittiğimi bilmiyor olacak. öyle kararlaştırdım. daha sonra yağmur yağsın isterdim ama öyle olmazdı bu işler. betülün aldığı defterin üzerine parmaklarımla vururdum hafifçe. öyle yağmur sesi çıkıyordu ya hani. hatırlarsın? işte o bana biraz iyi gelirdi. o masalcıyı arardım:
alo, bana masalın sonunda kabağın başında patladığı zündürella nın hikayesini anlatır mısınız?
ellerimi de açardım masal bitip de telefonu kapayınca:
güzel allahım beni affeder misin?
*afili bir adım olsaydı buraya yazardım.
Posted in aklın nerde zü?, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, höykürüksü | 5 Comments »
23 Ocak, 2010 , 00:19
rabbim, israfil sura üflemek için kadınların susmasını beklemeyecek değil mi? öyle ise ohooo… hayır biz dünyanın sonlu olduğuna iman ettik de o bakımdan soruyorum.
Posted in gayet açık, içimizdeki ilahiyatçılar kızabilir | 3 Comments »
22 Ocak, 2010 , 13:30
sonra dedim ki, beni deniz tutar.
iyi de sen karadenizli değil misin dedi.
evet diyip sustum. buna verecek bi cevabım yoktu çünkü.
hemen dokuzdan hat alıp annemi aradım.
meşgul.
tarihin tekerrürüne çomak sokmak istiyorum dedim.
gülümsedi.
Posted in üstümüze afiyet dialoglar | 2 Comments »
22 Ocak, 2010 , 00:57
züleyha: ömer sordu geçen akşam. züleyha teyzesiymişim, rizede bi tane varmış, istanbulda bi tane ama konyada hiç yokmuş. o neymiş? dedim ki i harfi mi? aooooaa hemen de biliyosun yaa dedi. tağam tağam dedim. bi dene de ben sorayım: beyza da bi tane var, ayşe de bi tane ama sende yok. nedir dedim?
nedir sence sac?
Sacid: toka mı? taç?
züleyha: çık
Sacid: kızlarda var erkekte yok
züleyha: hıhı. tam da öyle
Sacid: gamze fln
züleyha: çık. söyliyim de kıvranma. yazık
Sacid: yok başka gelmiyo. söyle
züleyha: akıl
hahahha
Sacid: :D
ahahaha
hakaret gibi
züleyha: anaları da ters ters baktı bana. genlerinde varmış bu oğlanın demek dedi.
Posted in üstümüze afiyet dialoglar | No Comments »
17 Ocak, 2010 , 02:11
saçmalama. kimsenin gidişini yadırgadığı yok. zaten gitmeler anlamlı şeylerdir. biz saygı duyarız; huyumuz çıkmaz canımız çıksa da… ama seni sahiplenmiştik be. kıymeti yok mu? harbiyesi? peki.
şakası bir yana, gidişinin üzerine su döktük; sönmedi. bu bizim bazı kimyasalları yeterince sahiplenmememizden kaynaklanıyormuş. öyle söyledi metin. bense ona inanmadım elbette. üzülmemi istemediğinden söyledi bunları. bunun ne demek olduğunu bilir misin? birisini üzmeyi istememek. hepsi bu.
aslında biliyorum ki her şeyin bir açıklaması var. bu dalların ve bu avlunun… olsun. ilgilenmiyorum.
Posted in buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım | No Comments »
12 Ocak, 2010 , 22:58
şuan yaşıyorsan, bana borçlusun. öyle değil ya. tövbe estağfurullah.
öldüreceklerdi demek istedim.
canını ben bağışladım. öyle değil ya. tövbe estağfurullah.
keşke acaba yine suratına birkaç yumruğu ve midene tekmeleri yesen ne olurdu? ama yemedin.
lütfen beni ara.
evet! hâlâ arayabilirsin fakat ısrarcı olamayız.
huyumuz bu. kurutulmaz ya!
ama ciddiyim. seni vuracaklar.
hatta tarif edeyim: gözleri kara.
Posted in aklın nerde zü?, sana ne leyn? jandarma mısın? | 1 Comment »