• anasayfa
  • höykürük
  • ayşe arman
  • güya

 

           

bugün senin için parmağımı kırdım

Temmuz 28th, 2010

yolunu bulunca suyun taşması gibi, bir gedik bulunca sökün ediyor sıkıntılar.

‘insan delikli bir varlık’ demişti birisi. evet ve şeytan o deliklerde seyahate bayılıyor.

Posted in ama yeter ben çok sıkıldım, başlıkla alakası olmayan yazılar, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, galiba üzgünüz; yüzümüz asık | No Comments »

o kadar akıllanıyordum ki ölünce noluyordum Mr.Corleone?

Temmuz 27th, 2010

bir daha filmlerde gördüğüm deli gibi aşık oğlanlara acımayacak, kıza hitaben ‘yazık şu çocuğa bee, sevabına seviversen he?’ demeyeceğim. bir kez daha anladım ki işin aslı öyle değil.

Posted in anlaşılmayacak nesi var bu yazının?, höykürüksü | 4 Comments »

Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan*

Temmuz 22nd, 2010

bu sabah ‘tanrı istemezse yaprak düşmezmiş/tanrı istemezse insan ölmezmiş…’ diye mırıldanırken gündemdeki ‘Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum’ açıklamasını anımsadım ve şöyle düşündüm.

Türk halkı olarak, Türkiye’nin aydınlık yüzü, o deha çocuk (!) Fazıl Say’a topyekûn halde cehpe almamızın sebebi olan arabesk müzik yeni dünya düzeninde milletimizin aradığı dinamik olabilir. nasıl mı? şöyle: bu son olayda da iyice anladık ki arabesk bizim hem zayıf hem de en güçlü noktalarımızdan biri. bu uğurda yapmayacağımız şey yok gibi. hatta yarın bir gün AB dese ki, ‘Türk halkı, iyisin, hoşsun, seni aramıza alacağız amma şu arabeskin sesini kısın’ işte o vakit değil hükümeti, natoyu bile dağıtırız gibi geliyor bana.

şimdilik aklıma gelenler bunlar. biraz da fizy.org a ‘ya evde yoksan’ yazıp 500 kere dinlemeyim.

*Dublörün Dilemması / Murat Menteş

Posted in anne ülkemde neler oluyor, ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, höykürüksü, sana ne leyn? jandarma mısın? | 5 Comments »

anne ben ebru şallı oldum

Temmuz 7th, 2010

bugün sana yine bir toplumsal yanlıştan bahsetmek istiyorum sevgili okur. çevremizdeki insanları yuvarlak bir pasta gibi düşünürsek, bu pastanın hemen hepsini kaplayacak kadar büyük dilimi sporun zayıflamak amaçlı yapıldığını düşünüyor. bu dilimin yarısını kadınlar, yarısını erkekler oluşturmakla birlikte, erkek olanlar kilo alıp vermekle alakalı sıkıntı yaşamazken, büyüttüğü göbeğine isim bile takabiliyor. ve hatta tv karşısında çay içerken bardağını sehpaya değil göbeğini üzerine koyabiliyor. kadın olanlar ise, gramın dahi sıkıntısını yapıp, parmakları ile kalori hesaplarken bir bakmışsınız beş çayında (ki muhtemelen salı günü) o pastanın en büyük dilmini oturup afiyetle yiyebiliyor. geri kalanlarsa ihtiyarlar ve çocuklar ki onları açıklamaya lüzum görmüyorum.

işte ben de uğur dündar ın yaşlanmasını fırsat bilerek, sarı dalgaları saçlarım yoksa bile topluma gününü göstermek için kolları sıvadım ve gidip spor salonuna kaydoldum. üstelik evet üflesen uçacaktım ve evet çelimsiz, güçsüz, çalıkuşu romanındaki kamuran’ın kız versiyonuydum(ipekten çoraplarım yok yannız). olsundu, yılmadım.

sağlıklı olduğuma dair rapor yazmasını rica ettiğim doktor beni süzüp “hmm evet sağlıklı görünüyorsun. spora mı?” der demez gereken motivasyon peydah oldu ve ertesi sabah kendimi step tahtası üzerinde buldum.

buna şükür! salona gelen benim 3-5 katım ablalar ve teyzeler tarafından linç edilip bir köşeye de atılabilirdim.

sonuçta şuan bütün kaslarım ağrıyorsa da acaüp iyi hissediyor ve kanal d anahaber bültenine bağlanıyorum.

bu arada, tek bir gün bile anılarımı kitaplaştırmaya yetecek kadar şey yaşadımsa da kitap fikriyle birlikte arka kapağa yazılabilecek yazılar canımı sıktı şimdi:

“bir bu eksikti!”
babam

“vah vah! çok ihtiyacın var. ”
annem

“boş boş işlerle uğraşıyorsun”
oğuz

Posted in ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, günlük maceralarımı dinle metin, höykürüksü, sana ne leyn? jandarma mısın? | 4 Comments »

‘bir çeşit kız tavlama aracı olarak küçük prens’ çok yakında bayilerde

Temmuz 6th, 2010

kimisi ile vakit geçirmek eğlenceden çok işkence gibi.

arkadaşlarımdan söz ediyorum. yaşlarımız yirmibeşi geçince fikirlerimiz artık iyice oturacak ve daha aklı başında muhabbetler edeceğiz diye umuyordum. oysa ki fikirleri yerleşmiş kimi arkadaşlarım ‘ah birisi ne düşündüğümü sorsa da içimi döksem, karşımdakini ezsem, canını yaksam’ hissiyatındalar. yazık.

mesela böyle toplanmış muhabbet ediyorsunuz, birisi bir şeyden bahsediyor ya da birisi yeni bir kıyafet giymiş ya da birisi bir kitaptan bahsediyor beğeni ile o sırada bir diğeri o güler yüzlü arkadaşının hevesini baltalayacak cümleleri ardarda söylemeye başlıyor, anında bozuyor ve kırıyor farkında olmadan. belki de farkında olsa bile bundan rahatsız olmadan.

mesela biz normalde tatil için antalya’yı tercih etmeyiz. ama bir arkadaşımız neşeli sesi ile ‘haftasonu antalya’ya gidiyoruz ya’ derse ne deriz? ‘aa öyle mi? çok sevindim senin adına’ gibi bir şeyler diyebiliriz. böyle demek yerine ‘antalya’ya mı? ıyy! orası concon mekanı ya. oraya taile mi gidilir? ben asla gitmezdim’ dersek bunda iyi niyet yoktur. bunda olsa olsa kendini önemseme vardır. ‘yavrum sen konuşuyorsun ama ilgilenmiyorum. öenmli olan ben ve benim düşüncelerimdir’ demektir biraz da bu ve hiç hoş değildir. allah iyi etsindir.

işte bunlara dayanamıyorum. ve zaman zaman acaba ben de böyle davranıyor muyumdur diye endişe duyuyor, daha az konuşuyorum. ve böyle olunca da sık sık kendimi gözlemliyor, şaşırıyorum. yaşım ilerledikçe anneme benziyorum ben de. mesela en son farkettiğim benzerliğimiz ise çiçeklerle muhabbet olayı. tabi kuşak ve fıtrat farklılıkları nedeni ile biraz daha değişik zuhur ediyor bende bu huy. örneğin annem çiçeklerini sularken onlara ‘ah canım benim. anasının kuzusu vb.’ şeyler söylerken, ben kendimi saksılarla pazarlık yaparken yakalıyorum. yeni çiçek açmış saksıyı en güzel yere yerleştirip, yapraklarını severken, öbür saksıya dönüp, ‘çiçek açarsan eğer seni de onun yanına alırım. yoksa burda kalırsın’ gibi gözdağları verebiliyorum.

ayrıca balkona nane ektim, fasülye büyüdü. ne iş?

Posted in ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başlıkla alakası olmayan yazılar, halet-i ruhiye saptamaları, höykürüksü, sana ne leyn? jandarma mısın? | 4 Comments »

güzel günler

Temmuz 1st, 2010

2007 de Faruk için doğum günü logoları tasarlamıştım. Yukarıda gördüğünüz, keyfine bakmayı seven Faruk,

bu ise kabotaj bayramında doğduğu için şanslı Faruk,

bu da ‘eskiden şekerli jelibonlar oluyordu çantanda. nasipleniyorduk.’ diye sitem eden şekerleme sever Faruk logosu.
Sanırım bugüne en çok uyan dünyanın üzerinde sigara tüttrüren Faruk logosu. Hem ‘cennete gidersem sigara içicem’ diyordu.

Posted in galiba üzgünüz; yüzümüz asık, kamuoyuna mâl olası olaylar | 1 Comment »

telefonla alınan bilgiye teşekkür ederim

Haziran 28th, 2010

içimizi saat beş istikametine döndürünce, gücümüze giden akrepler kör olmayasacılar değilse kimlerdir?

en güzel soruları defterime yazıyor, dualarımın arasına sıkıştırıyorum. farketmişsindir rabbim. ve deniliyor ki, duanın ilk mükafaatı rabbinin seni işitiyor oluşudur ve kul -sırasını hatırlayamadığım- kaburgalarımızın arasına yerleştirdiğin yüreği sayesinde bunu hissedermiş. geçen gün bana da olduğunu zannedip sevinmiştim ya hani… halsizliktenmiş. yemek yiyince geçti. iyi bir kul olmak istiyorken sınırı aşmıyorum ya?

kimileri sana ‘yardımın gerekiyor, kadıköydeyim stop’ diyor diye yüz bulup, ‘fenalardayım’ gibi daha soyut ama özünde dürüst mesajlar iletmeyi geçiriyorum aklımdan. yalnız, ‘dualarımızın makbul olabilmesi için püf noktalar- 28.baskı’ adlı eser dikkate alınmalıymış. öyle söyledi büyüklerim. hepsini okudum. en sevdiğim kısım ise, kişinin ardından edilen dua ile imza kampanyası arasındaki bağ oldu.

metin”e dönersek,
o yüzünü kitaplara kaydetmemiş, kişisel iletisine ‘fenalardayım, cevap veremeyebilirim’ dememiştir.

‘aşk-ı memnu bitmiş. peki şimdi kuaförüm semra, ayıkırı yaşantılarımıza ortak payda bulmak ümidi ile açtığı aşk-ı memnu muhabbetini artık açamayınca ne olacak?’ soruma, ‘henüz mehmet rauf’un eylül’ü uyarlanmadı. rahat ol’ demiş olabilir ama.

herneyse,

sanıyorum ki, içimizi bir üşümek aldığında kurduğumuz tüm cümlelelerin yüklemini sevmek ısıtacak. sanrıma inancım, tanrıma inancımın bir şeyi. neticesi? olur.

Posted in aklın nerde zü?, ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başlıkla alakası olmayan yazılar, biraz garibim bu ara pardon ya, bunların hepsini ben içtim midemi yıkayın, halet-i ruhiye saptamaları | 13 Comments »

ıslak mendil olmasaydı ölecekti (3.sayfa)

Haziran 28th, 2010

dolma kalemimize mürekkep yürümeyince ’sarah jessica parker’ diyor, şapkalı a larımızı matbaa a larımızla birlikte özlüyoruz.

kimi zaman, ‘yaşım elli olunca seni arayıp şöyle diyeceğim: …..’ diye dalgalı, dalgasına geyikler çevirdiğimiz, saçlarının tümü kızıl, kollarının teki dövmeli arkadaşımızı hatırlıyor, hemen unutalım diye beyin çitileyici etkisine inandığımız bir pop şarkısı seslendiriyoruz.-ki tepemiz atmasın.

saprofit lakaplı okul arkadaşımızı kına gecesindeki performansı için eleştiriyor, ’seyirci ile gözgöze gelmiyorsun. iki saattir beni farketmeni bekliyorum’ sitemi ediyoruz.

aynı gecede alakasız yerlerden arkadaşımız dilek insanını o sahnede görüyor ve dünyanın küçüklüğüne imanımızı kavileştiriyoruz.

o sırada aynı okul döneminden eşdeğer samimiyetteki bir başka arkadaşımızın da yavrulayacağını öğreniyor, yavrusunun ilk anlarını fotoğraflamak için vazifelendiriliyoruz.

tüm bu sevindirici, insanı kendi mutluluğuymuşcasına doyuran haberlerin üzerine, yine liseden bir arkadaşımızın çocuk yetiştirmeyi aşıp, çocuk yuvası açtığını öğreniyoruz.

şimdi buhranlar…

merhaba. dikkat ettim, bugün de ismim züleyha. ve bunu artık iyice kanıksadılar. oysa ben, o NASA bozması tesisatın içerisinde, havalandırmaya sıkışmış bir serçe gibi -hayır sevimli değil- sinir bozucu idim. cik cik ciiik.

varoluşunu kanadından çekiştiren serçeler havalandırma hakkında bize kötü örnek olabiliyorlar. misal mi? değil.

sevgili metin’le bir gün karşılaşırsak ne kadar korkarım diye meraklanıp, kendimi o vurguna hazırlarken, ilk sınav kağıdımı hatırladım. daha sonra sabahları aç olan karnımızı taze meyve ile terbiye etmeliyiz’in farkın öptüm. biraz sonra kedilerin bıyığını, evinizin duvarını, avcumun ayasını, teyzemin dolmasını hayal kurdum. bunlardan sana neydi bilemedim.

birkez daha bölünmüş zihinler bamya yemeli midir dedim ama lütfen şansınızı zorlamayın. çünkü bazen merhametim üçe gidiyor da ona beslenme hazırlıyormuşum gibi sabah doğuyor.

üzerime gelmeyin. üzerime rahat verin.

Posted in aklın nerde zü?, anne ben bugün nikaha gittim, ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başlıkla alakası olmayan yazılar | 24 Comments »

“havuz başındalar, buyrun” dedi

Haziran 19th, 2010

uzun kollu hikayenin yakasını çekiştiriyordum.
bir haziran akşamıydı. hilalin kınasını unutmuş, gülayı düğününden hemen evvel eğlemiştim.
pişmesi için ocakta bıraktığım zeytinyağlı fasülyenin dibi hafif tutmuş, beni gücendirmemişti.
“minaaa ayy minaaa. cici minaa” seslenişini kulaklarımdan silinsin diye duyduğum ilk şarkıya eşlik etmiştim.

“yağdı saçlarıma genç yaşımda lapa lapa kar. zalim.”

akşam yemeğine bir misafirimiz vardı: tuna.
bunun şerefine mısır pişiriyormuş gibi yapıp paşa gönlüme hizmet etmiştim.
düdüklü tencerenin düğününü vuvuzelaya benzetmiştim.
komik bazı şeylere gülüp, satır aralarında bir hüzün mevzuu vardı da ona katılmıştım.

uzun kollu bir hikayenin yakasını çekiştiriyordum.
zihnim kıymıklı lokma yutmuş gibi öksürüğe boğulmuştu.
ekmeğin yüreğinden yese rahatlardı belki ama suya davranmıştı.
sırtına vurabilecek birileri çoktuysa da helal olsun diyecekler faiz yememek için katılım bankasına katılarak kendilerini kandırmıştı.

uzun kollu bir penye bir yaz günü ne demekse, robadan bir hikaye…
yarın ne yapsam?

Posted in aklın nerde zü?, anne ben bugün nikaha gittim, ayşe arman olmaktan sana sığınırım allah'ım, başlıkla alakası olmayan yazılar, biraz garibim bu ara pardon ya, buraya çöp dökmeyin kalbinizi kırarım, galiba üzgünüz; yüzümüz asık, günlük maceralarımı dinle metin, halet-i ruhiye saptamaları, höykürüksü | 5 Comments »

arkadaşım beyazıt akıllandı

Haziran 18th, 2010

“valla kendimi çöpçüler kralının son sahnesindeki kemal sunal gibi hissettim bi an”

Posted in sana ne leyn? jandarma mısın? | 2 Comments »

« Previous Entries  

    merhaba atamparavan açılsınyoklamakonica değil minolta değil zenit

  • o kadar akıllanıyordum ki ölünce noluyordum Mr.Corleone?  4
    Sencid Dimisun, slmcyk, hepatitze, seyyarat
  • Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan*  5
    Hakkı Nıver, sacid, hepatitze, sacid, hepatitze
  • anne ben ebru şallı oldum  4
    hepatitze, asaf berhaya, sina, beyazıt ların bestami si
  • 'bir çeşit kız tavlama aracı olarak küçük prens' çok yakında bayilerde  4
    sacid, hepatitze, sacid, bilgehoroz
  • telefonla alınan bilgiye teşekkür ederim  13
    metinyazar, hepatitze, metinyazar, hepatitze, sacid, hepatitze [...]
  • güzel günler  1
    sina
    • ali usta ali aaabi
    • bequem pamuk prenses amatör perisi
    • eysean yoksa biz!!!
    • iki dostun yeri
    • lao
    • mihmanhane
    • n.nahnu
    • nahnu
    • nihavent uvertur ay zorla link verdirtiyor insana
    • patagonya
    • sacidu hey
    • semaver
    • synkrmelon
    • yazıhane iyyakşamlar faruk

  • Temmuz 2010
  • Haziran 2010
  • Mayıs 2010
  • Nisan 2010
  • Mart 2010
  • Şubat 2010
  • Ocak 2010
  • Aralık 2009
  • Kasım 2009
  • Ekim 2009
  • Eylül 2009
  • Ağustos 2009
  • Temmuz 2009
  • Haziran 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Şubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Ağustos 2008
  • Temmuz 2008
  • Haziran 2008
  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Şubat 2008
  • Ocak 2008
  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • Ekim 2007
  • Eylül 2007
  • Ağustos 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Ocak 2007
  • Aralık 2006
  • Kasım 2006
  • Ekim 2006
  • Eylül 2006
  • Ağustos 2006
  • Temmuz 2006
  • Haziran 2006
  • Mayıs 2006
  • Nisan 2006
Bu temanın orjinali her ne kadar da Business Broker a ait olsa da üzerinde yaptığım değişikliğin haddi hesabı yok.
O kadar ki gelse kendi tasarımını tanımayabilir. Herneyse, rengini turuncu yaptım diye acıkmadınız ya?