zibidiliğim baki kalsın ama
05 Şubat, 2010 , 17:52merhaba,
benim isimim fikir beyanı.
görev aşkı ile yanıp tutuştuğum için hiç uzatmayayım: bence berbat bir his bu.
tavsiyem, geri çekilmen.
kıymet verilmez, alınır çünkü.
hadi yos!
merhaba,
benim isimim fikir beyanı.
görev aşkı ile yanıp tutuştuğum için hiç uzatmayayım: bence berbat bir his bu.
tavsiyem, geri çekilmen.
kıymet verilmez, alınır çünkü.
hadi yos!
niksarda bir evim olsaydı hemen bir hat bağlatırdım. hayır dokuzdan hat almak için değil. üf!
önce 11880 i arayıp masal anlatıcısının telefonunu isterdim. sonra o numarayı aklımda tutabilirdim. bi çay koyardım rafa. fincana da zarları. atardım bakardım ki dört dört. dört çuval diy mi babaa derdim hüzüle. çünkü babam niksardaki eve gittiğimi bilmiyor olacak. öyle kararlaştırdım. daha sonra yağmur yağsın isterdim ama öyle olmazdı bu işler. betülün aldığı defterin üzerine parmaklarımla vururdum hafifçe. öyle yağmur sesi çıkıyordu ya hani. hatırlarsın? işte o bana biraz iyi gelirdi. o masalcıyı arardım:
alo, bana masalın sonunda kabağın başında patladığı zündürella nın hikayesini anlatır mısınız?
ellerimi de açardım masal bitip de telefonu kapayınca:
güzel allahım beni affeder misin?
*afili bir adım olsaydı buraya yazardım.
rabbim, israfil sura üflemek için kadınların susmasını beklemeyecek değil mi? öyle ise ohooo… hayır biz dünyanın sonlu olduğuna iman ettik de o bakımdan soruyorum.
sonra dedim ki, beni deniz tutar.
iyi de sen karadenizli değil misin dedi.
evet diyip sustum. buna verecek bi cevabım yoktu çünkü.
hemen dokuzdan hat alıp annemi aradım.
meşgul.
tarihin tekerrürüne çomak sokmak istiyorum dedim.
gülümsedi.
züleyha: ömer sordu geçen akşam. züleyha teyzesiymişim, rizede bi tane varmış, istanbulda bi tane ama konyada hiç yokmuş. o neymiş? dedim ki i harfi mi? aooooaa hemen de biliyosun yaa dedi. tağam tağam dedim. bi dene de ben sorayım: beyza da bi tane var, ayşe de bi tane ama sende yok. nedir dedim?
nedir sence sac?
Sacid: toka mı? taç?
züleyha: çık
Sacid: kızlarda var erkekte yok
züleyha: hıhı. tam da öyle
Sacid: gamze fln
züleyha: çık. söyliyim de kıvranma. yazık
Sacid: yok başka gelmiyo. söyle
züleyha: akıl
hahahha
Sacid: :D
ahahaha
hakaret gibi
züleyha: anaları da ters ters baktı bana. genlerinde varmış bu oğlanın demek dedi.
saçmalama. kimsenin gidişini yadırgadığı yok. zaten gitmeler anlamlı şeylerdir. biz saygı duyarız; huyumuz çıkmaz canımız çıksa da… ama seni sahiplenmiştik be. kıymeti yok mu? harbiyesi? peki.
şakası bir yana, gidişinin üzerine su döktük; sönmedi. bu bizim bazı kimyasalları yeterince sahiplenmememizden kaynaklanıyormuş. öyle söyledi metin. bense ona inanmadım elbette. üzülmemi istemediğinden söyledi bunları. bunun ne demek olduğunu bilir misin? birisini üzmeyi istememek. hepsi bu.
aslında biliyorum ki her şeyin bir açıklaması var. bu dalların ve bu avlunun… olsun. ilgilenmiyorum.
şuan yaşıyorsan, bana borçlusun. öyle değil ya. tövbe estağfurullah.
öldüreceklerdi demek istedim.
canını ben bağışladım. öyle değil ya. tövbe estağfurullah.
keşke acaba yine suratına birkaç yumruğu ve midene tekmeleri yesen ne olurdu? ama yemedin.
lütfen beni ara.
evet! hâlâ arayabilirsin fakat ısrarcı olamayız.
huyumuz bu. kurutulmaz ya!
ama ciddiyim. seni vuracaklar.
hatta tarif edeyim: gözleri kara.
sonunda amin dediğim türküleri 33 e tamamladım. allahuekber.
işimizi görsün diye sistemini bozduğumuz dünya, canımızı sıktığında onu tekmelediğimiz için bize ah etti. ben duydum.
mesajlarım olmadı. iletemedim. yakalar yakalandı. yakınlaştım. hala elma iki parça fakat kimse ‘biz’ diyemiyor. sessizce uzaklaştım.
beni yakıyordu neredeyse. farkedip külünü defetti. yağmura koşmaklıydım. ses etmedim. ayıpmış öyle dedi. size ayıbı kim öğretiyor?
o geldi diye bozulmadık. bahane arıyorduk ki biz zaten. iyi ki geldin. çürümeye yüz tutarken başka nereye tutunacağımızı şaşırmıştık.
ısığın renklerini farkettiğim gün ufkumda parlayan şimşek renksizdi. kime dokunsa mezartaşı 5500 kelvinmiş. şehir bu efsanelerle eskidi.
“bütün bunlar üzgün birinin cümlelerine benzemiyorsa üzgünüm” OK?
insanlar vardı.
nisyandan geliyorlardı.
durup şöyle dedim: ızdırap duyun
ki bu ilhamı doğurmakta…
böyle denildi
ve ben kırmızı bükerek yeşertmeye çalışmam
zamanı var çünkü…
zamanı bildin mi?
iyice yerleştiği berjerin hemen yanındaki sehpanın üzerinde annemin çeyizlik lambası durur.
her akşam o lambayı oynatıp simetriyi bozuyor. sonunda kendimi tutamayıp:
-ne zorun var o lambayla? dedim.
şaşırdı. görüşümü engelliyor, dedi.
iyi ama izlemekte olduğu tv diğer yanında kalıyor derken bir alan taraması yaparak o lambanın asıl neyi gölgelediğini anladım: annem.
insan kızamıyor da…